Kurbağa prens
Bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar ülkenin birinde, altından yapılmış oyuncaklarla oynamaya bayılan bir prenses varmış. Dünyada en sevdiği oyuncak da altın topuymuş.
 
Havanın sıcak olduğu günlerde, ormandaki ırmağın yanında oturarak topuyla oynamayı çok severmiş. Fakat bir gün, çok sevdiği altın topu parmaklarının arasından kaymış ve suyu, dibini göremediği kadar derin olan ırmağın içine düşmüş.
 
“Olamaz! Artık onu asla bulamayacağım!” diye ağlamaya başlamış prenses.
 
Aniden, aşağıdan bir ses ona seslenmiş.
 
“Neyin var güzel prenses? Neden ağlıyorsun?”
 
Prenses etrafına bakınmış fakat kimseyi görememiş.
 
“Aşağıya bak” demiş ses.
 
Prenses aşağı baktığında, kafası sudan çıkan yeşil bir kurbağa görmüş.
 
“Ağlıyorum çünkü altın topum suya düştü” demiş prenses.
 
“Topunu sana geri getirebilirim” demiş kurbağa. “Ama bunun karşılığında ödülüm ne olacak?”
 
“Ne istersen kurbağa!” demiş prenses. İncilerimi ve mücevherlerimi ister misin? Ya da istersen altın tacımı sana verebilirim.”
 
“Bir taç benim ne işime yarar ki?” demiş kurbağa. “Ama eğer benim en iyi arkadaşım olacağına, senin evinde birlikte yemek yiyeceğimize ve uyuyacağımıza söz verirsen, topunu sana getiririm.”
 
“Tamam, benim en iyi arkadaşım olacaksın!” demiş prenses. Fakat prenses bunları söylerken, içten içe kurbağanın saçmaladığını düşünüyormuş.
 
Kurbağa ırmağın derin sularına dalmış ve kısa bir süre sonra ağzında altın topla geri dönmüş. Kurbağa topu prensesin ayaklarının dibine bırakır bırakmaz, prenses topunu aldığı gibi bir teşekkür bile etmeden koşarak oradan uzaklaşmış.
 
“Bekle!” diye bağırmış kurbağa, “Ben o kadar hızlı koşamam!”
 
Fakat prenses kurbağayla hiç ilgilenmemiş bile.
 
Prenses kurbağayı tamamen aklından çıkarmış. Ertesi gün, ailesiyle masada oturmuş akşam yemeği yerken, birden kalenin merdivenlerinden gelen garip bir ses duymuş.
 
Bir ses “Prenses, kapıyı açın!” diye bağırmış.
 
Sesin sahibini merak eden prenses, koşarak kapıyı açmış fakat bir de ne görsün! Karşısında yeşil kurbağa durmuyor mu! Hemen kapıyı yüzüne kapatmış.
 
Prensesin babası kral, bir terslik olduğunu anlamış. “Yoksa dev mi geldi?” diye sormuş kızına.
 
“Hayır babacığım; sadece çirkin bir kurbağa” diye cevap vermiş prenses.
 
“Bir kurbağa senden ne isteyebilir ki?” diye sormuş kral.
 
Prenses bir gün önce olanları babasına anlatırken, kapı tekrar çalmış.
 
“İzin ver içeri gireyim” demiş kurbağa kapının arkasından. “Dün ırmakta verdiğin sözü unuttun mu yoksa?”
 
“Eğer bir söz verdiysen, onu tutmalısın kızım” demiş kral. “Kurbağayı içeri al.”
 
Prenses suratını asarak gidip kapıyı açmış ve kurbağayı içeri almış.
 
Kurbağa prensesle birlikte yemek masasına kadar gelmiş ve “Beni kaldır da yanına oturayım” demiş.
 
“Olmaz!” demiş prenses fakat babasının kendisine bakışını görünce kurbağanın istediğini yapmaya karar vermiş.
 
Oturtulduğu sandalye yeterince yüksek olmadığı için kurbağa, prensesten kendisini masaya koymasını istemiş. Sonra da “Tabağını bana yaklaştır da ben de yemek yiyebileyim” demiş prensese.
 
Prenses tabağını kurbağaya yaklaştırmış fakat onunla aynı tabakta yemek yemekten hiç hoşlanmamış.
 
Yemekten sonra kurbağa “Beni odana taşı da uyuyayım, çok yoruldum” demiş.
 
Çirkin bir kurbağayla odasını paylaşacağını düşünmek prensesi o kadar üzmüş ki, tekrar ağlamaya başlamış. Fakat kral “Sözünü tutmalısın. İhtiyacın varken sana yardım eden birine arkanı dönmek doğru değildir!” demiş.
 
Prenses, babasının sözünü dinleyerek kurbağayı dikkatlice kaldırmış ve odasına götürmüş. Odasında, kendi yatağından en uzak köşeye bırakmış kurbağayı.
 
Fakat az sonra hemen yatağının altından kurbağanın sesini duymuş: “Ben de çok yorgunum. Beni yatağına al yoksa babana söylerim!”
 
Böylece prenses, onu yatağına yatırmış, başını da yumuşacık yastığa koymasına yardım etmiş. Tam kendi de yatağa yatmaya hazırlanırken, kurbağanın hıçkırarak ağladığını duymuş.
 
“Sorun nedir küçük kurbağa?” diye sormuş prenses.
 
“Benim tek istediğim bir arkadaştı.” diye cevaplamış kurbağa. “Fakat belli ki sen beni hiç sevmedin. Ben en iyisi ırmağa geri döneyim.”
 
Bunu duyan prenses çok üzülmüş. Kurbağanın yanına oturmuş.
 
“Ben senin arkadaşın olurum” demiş prenses ve bu defa içtenlikle söylüyormuş. Sonra da kurbağanın küçük yeşil yanağını öperek “İyi geceler” demiş.
 
O an bir de ne görsün! Tam bu sırada kurbağa yakışıklı genç bir prense dönüşmüş! Prenses hayatında hiç, o an olduğundan daha fazla şaşırmamışmış.
 
Tabii ki prens ve prenses çok iyi arkadaş olmuşlar. Birkaç yıl sonra da evlenmişler ve sonsuza kadar mutlu yaşamışlar…
Tüm hakları saklıdır, kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Annelergrubu.com sitesinin içeriği, kullanıcıyı bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır.
Sitede yer alan bilgiler, tedavi yöntemi olarak kabul edilmemeli, tıbbi bir eyleme temel oluşturmamalıdır.