Keyif çocuğu
26.12.2007 
Hayallerimin arasında ikinci çocuk var elbette, hep oldu. Ben tam ‘ikinci çocuğun sırası mı?’ düşüncelerinde iken, Bahçelievler Çocuk Yuvası’nın kapısından girdim. Oradaki her bir hayat beni büyüttü, değiştirdi. Baktığım, gördüğümü sandığım, yaşıyorum dediğim hayat değişti…
Yazıyı Arkadaşıma Gönder Yazıyı Arkadaşıma Gönder Yorum Yaz Yorum Yaz
‘Bir şey anlamadım bunu büyütürken.’
‘İş-ev arasında koşturdum.’
‘En güzel zamanlarını yaşayamadım çocuğumun.’
‘İlk adımında yanında olamadım, ilk kelimesini ben duyamadım.’
‘Ateşler içinde bırakıp işe gittiğimi bilirim’ :(
 
…diye başlayan bir dünya cümle duyuyoruz çevremizde. Çalışan birçok annenin içerisinde bir yerlerde, iş kadınlığı ile annelik arasında sıkışmışlık var. Vicdan azabı var. Sorgulama var. Bir kısmı ‘kaliteli zaman’ diyerek çözmüş işi. Ama bir kısmı hala, bilinçaltındaki çalışan anne olma ezikliği ile bir dünya taviz veriyor kuzusuna farkında olmadan :)
 
Oysa bu zamanda iki kişi çalışmayınca geçinmek zor; üç nesil zengin değilsen hele yanmışsın :)
 
Ama benim değinmek istediğim daha farklı bir konu. ‘Keyif çocuğu’, bir diğer adıyla ‘emeklilik çocuğu’ mevzusu var bir süredir.
 
“Yap emeklilikte ikinci çocuğu, hem sen de ‘çocuk büyüttüm’ dersin” diyorlar bu ara bana :) Tamam ben gezenti bir anneyim, çalışıyorum. Ben de kızımın ilk adımına, ilk kelimesine şahit olamadım ama sırf bunun için ikinci çocuk yapılır mı yahu?
 
Üstelik bunca yılların çalışma hayatını tam omuzlarımdan silkeleyeceğim bir esnada yazık değil mi bana :)
 
Bir de işin vicdan azabı ile keyif çocuğunun; şımarık, aslında hiç de hayal etmediğin bir kuzucuk olma ihtimali de var bu telkinlere bıraksan kendini. Öyle ya; üzerine öyle bir düşeceksin ve her dediği yapılır hale gelecek ki bıdığın, al başına belayı ondan sonra. Daha üç-dört yaşına gelmeden psikologlarda gezeceksin sonra.
 
“Bu çocuk söz dinlemiyor; ne isterse alıyorum, anında yapıyorum ama yine de mutlu olmuyor” :)
 
Hani hep diyorum ya ‘40’a 1 kaldı’ diye… Yorgunum, sabah daha bir zor çıkıyorum yataktan. İşyerimle de gönül bağım kopalı çok oldu, artık sadece gelip gidiyorum o kadar :) Çalışmadan olmaz elbet ama farklı farklı hayallerim var emeklilik için. Hayal şu anda, inanın plan bile değil. Vakit, saat geldiğinde karar vereceğim :)
 
Hayallerin arasında ikinci çocuk var elbette, hep oldu. Hatta üç çocuk bile istediğim oldu benim. Ama hayat planlı programlı yaşanmıyor. Bir dünya sebep ile bazen olmuyor her istediği insanın. ‘Gerçekten istesen’ vs vs, geçelim bunları. Nasip kısmet meselesi biraz da…
 
Ben tam ‘ikinci çocuğun sırası mı?’ düşüncelerinde iken, Bahçelievler Çocuk Yuvası’nın kapısından girdim :) Şubat 2008’de tam 5 yıl olacak, hala bahçe içindeyim :) İkinci çocuğum ‘Benim Yuvam Grubu’ oldu. Gönüllü arkadaşlarım, kardeşlerim… Daha sonra Fatih Yuvası, sonra Yakacık… Oradaki her bir hayat beni büyüttü, değiştirdi. Baktığım, gördüğümü sandığım, yaşıyorum dediğim hayat değişti. Sorular, sorgular, bir şeyleri başarma keyfi, aslında çok da şey yapamamanın çaresizliği ve daha insani bir dünya, duygu, farkındalık yarattı hayatımda.
 
Lüks geldi o zaman ikinci çocuk. Mutsuz bunca çocuk varken. Sırf kendi kanımdan olsun diretmesi kırıcı, bir o kadar da bencil geldi. Eşim de benimle aynı fikri paylaşınca da, ikinci çocuk yangınım söndü ufak ufak. Göksu’nun, evet bir kardeşi yok. ‘Yerini tutmaz’ diyorlar ama kuzenleri var. Onlar da tek çocuk. Bu onları daha yakın yapar mı bilmem, ama kardeş gibi büyümeleri için bir şeyler yapıyoruz elimizden geldiğince :)
 
“Emeklilikte yap bir çocuk” diyenlere gülüyorum bu ara :) “Kepenkleri kapadık biz” diyorum. Eşim daha komik. “Soyadınız devam etmeyecek” dedi geçenlerde bir aile büyüğümüz, eşim “Ne olmuş Allah Allah, sanki Yung ailesiyiz. Vah vah devam etmeyecek soyadımız!” dedi :) Velhasıl bizim kafalarda netleşti ikinci kuzucuk için fikirler.
 
Ben tam da bu konularda debelenirken, kızımın okulunda bir seminere katıldım :) Psikolog hanım üstüne basa basa, “Bir emeklilik çocuğu, keyif çocuğu mevzusu var bu ara” dedi. Ve başladı yapılan duygusal hataları sıralamaya:
 
“Vicdan azabı çekiyor çalışan annelerimiz. Ve bilinçaltında çocuklarına karşı duydukları eziklikle inanılmaz yanlışlar yapıyorlar. Arsız ve mutsuz yetiştiriyoruz çocuklarımızı. Çünkü onlara ait zamanı çaldığımızı düşünüyoruz çoğu zaman; bundan sebeple de her istediklerini yaparsak iyi anne olacağımızı düşünüyoruz, çocuğun mutlu olacağını. Bunu da geçtim. Şimdilerde ‘yapacağım bir keyif çocuğu, emekliliğimde kendim büyüteceğim’ diyor bazı hanımlar. İşte bu da temelden yanlış bir bakış açısı” dedi.
 
İkinci çocuğa itirazım yok, ancak çocuğu dünyaya getirme sebebi bu olduğunda çocukla kurulan iletişim de hatalı olabiliyormuş. Ben demiyorum, seminerdeki epeyce de ünlü hanım diyor vallahi :)
 
Lakin ben de düşündüm, hak verdim anlattıklarına. Hala var demek ki çalışan anneliği içimize sindirememişlik. Hoş nasıl sindirelim, benim annem hala yiyor beni. Çocuk gibi; dadımızı az şikayet etmedi zamanında, kıskandı torununu; üstüne, ben kadınla iyi geçiniyorum diye bozuldu.
 
Alem kadındır benim annem :) “Dadıya çalışıyorsun” diyor, ben azıcık “Para yetmiyor” desem :) “Yazık, boşu boşuna bu çocuğu bırakıp gidiyorsun” der durur. Böyle olunca da, çalışan anne olmak nasıl sindirilsin değil mi? :) Ama çalışıyor olmaktan asla pişman değilim.
 
“Tek çocuk hiç çocuk” der durur. Ben de buna karşılık “Bir dünya çocuğum var anne” diyorum; alır gelirim vakit saat geldiğinde birini eve, olur biter :)
 
İllaki doğurmak mı gerekiyor sevmek için, bağlanmak için? İllaki kan bağı mı lazım kardeş olabilmek için? O zaman ‘kardeşten yakın’ tabiri neden var? Gerçeği yansıtmıyor mu?
 
Evlat edinmenin nesi yanlış? Şu ya da bu sebeple terk edilmiş bir kuzucuğu bağrına basmanın nesi kötü? Bebeklerin kokusu hep aynı değil midir? Hoş, evlat edinmede derin huysuzluklar da var bazen, ‘illaki bebek olacak’. ‘Bebek olsun ki istediğim gibi yetiştirebileyim’ veya ‘bilmesin yetim olduğunu’ gibi bahaneler ile doldurulan formlar :( Yıllarca bekleniyor sonra. Çünkü yanlış bir bilgi var bu işte:
 
Çocuk Esirgeme’deki çocuklar kimsesiz değil. Hatta bir eğitimde öğrendik ki, yuvalardaki çocukların sadece %2’si kimsesiz, anne-babası bilinmiyor. Diğerleri istismar, şiddet, boşanma vs. nedeniyle bakılamadığından, devlet koruması altına alınmış çocuklar. Evlat edinme esnasında kız-erkek ve yaş sınırı konularak yapılıyorsa başvuru, ondan sebep beklenen yıllar uzun oluyor. Devlet, koruma altına aldığı çocuğu mahkeme kararı ile ‘evlatlık verilebilir’ kararı aldırasıya kadar, yuvaya bebek giren kuzucuk geliyor 4-5 yaşına. O zaman da çoğu kimse istemiyor :(
 
Konudan konuya uzayıp gidiyor bu mevzu. Kalabalık aile olmayı çok istedim, ondan sebep de yüzlerce çocuğum var şu anda. Bazen düşünüyorum, ‘bu benim alınyazım sanırım’ diye :)
 
Tam da bu yazıyı yazarken, önce Eskişehir Yetiştirme Yurdu’ndaki kızlarımdan Duygu aradı. Düzce Devlet Hastanesi’ni kazanmış. O, artık radyoloji bölümünde çalışma hayatına başlayacak. Telaşlı, hediyelerini beğenmiş kuzum. Ve hemen ardından Kayseri Yuvası aradı. Çığlık, kıyamet. Hediyesini açan bıdık bağırıyor “teşekkürlerrrrrrrrrrrrrrrrr!” diye…
 
Benim kuzum tek değil velhasıl :) Şanslı bir çocuk; o bana, ben ona sahip olduğumuz için şanslıyız. Babamız ise ikimizin ortak aşkı :)
 
Kalın sağlıcakla. Yeni yıl; yeni yeni umutlar, heyecanlar getirsin hayatınıza. En çok da farkındalık getirsin. Yaşadığımızın, yaşattıklarımızın farkında olalım.
 
Sevgiler…
 
Funda Dicle
Yorum Sahibi: Dicle Terlik
07.09.2008
Benim çocuğum 10 yaşında ve hep mutsuz, hergün ağlıyorum. O yetersiz değil, en güzel okula gidiyo... ama her şeyden mutsuz, ona bebek alıyorum, araba alıyorum ama malesef... Yardım edin, yorum yazın lütfen...
Yorum Sahibi: Funda Dicle
27.12.2007
Ben gönüllü anne değilim Yelizcim. www.benimyuvam.org adresinden hakkımızda bilgi alabilirsin. biz b.evler, fatih ve yakacık yuvalarında göüllü çalışıyoruz. 15 günde 1 ziyaretler. Evine yakın yuvayı seçmen yeterli. Bir şey getirmeye gerek yok, inan tek istedikleri iletişim. Teşekkürler ilgine...
Yorum Sahibi: Yeliz Çelik
27.12.2007
Ne güzel hem çalışıp hem kızınıza hem de yuvadaki çocuklara vakit ayırabiliyorsunuz. Aslında ben de çok istiyorum gönüllü anne olayım yuvalarda diye ama inanın bir türlü cesaret edip gidemedim henüz ziyarete bile, ne isterler ne beklerler ziyaretçilerden ne götürmek lazım mutlu olmaları için bilemedim. Lütfen yardımcı olur musunuz ne götürmeliyim onlara, neye en çok ihtiyaçları var ve öyleki ilk gittiğimde akıllarına yer edeyim ki beni tekrar beklesinler, ben de gitmeye bahane bulayım, beni bekliyorlardır diyeyim istiyorum, böylece gönüllü anneliğede adım atmış olurum bu sayede, ne olur yardımınızı bekliyorum. Teşekkürler...
Tüm hakları saklıdır, kaynak belirtilmeden kullanılamaz. Annelergrubu.com sitesinin içeriği, kullanıcıyı bilgilendirmek amacıyla hazırlanmıştır.
Sitede yer alan bilgiler, tedavi yöntemi olarak kabul edilmemeli, tıbbi bir eyleme temel oluşturmamalıdır.